ائلچین

تورک دیلی و ادبیاتی

Hun Türkçesi üzerine araştırma ve incelemeler

+0 بگندیم

 

Hun Türkçesi üzerine araştırma ve incelemeler

Dr. Yusuf Gedikli

 

 

I yazı

 

1. Hunların Var nehir adı

   Mihail İllarionoviç Artamonov’un Hazar Tarihinde şöyle bir pasajı vardır:
   “Attilanın 454’te ölümünden sonra Hun birliği dağıldı. Önce Hunlar tarafından itaat altına alımış bulunan German kabileleri isyan ettiler. Attilanın büyük oğlu Ellak, Nedao savaşında hayatını kaybetti; fakat Dengizih ve İrnik adındaki küçük kardeşleri ordularıyla birlikte Kuzeybatı Karadeniz civarındaki bozkıra dönerek tekrar Pannon-yadaki Gotlar üzerinde hakimiyet tesis etmek istedilerse de geri atıldılar ve çok büyük bir ihtimalle Akatirleri Don ötesine atarak İskityanın, ‘kendi dillerinde Var dedikleri’ Danapr (Dinyeper) nehrinin aktığı kısmına yöneldiler.”
   Alıntıda siyah dizdiğimiz ibarede Hunların Dinyeper nehrine “kendi dillerinde Var dedikleri” yazılıdır. Peter B. Golden, Hazar Çalışmaları kitabında bu cümlenin Jordanese ait olduğunu söyler. Jordanes eserini 551 civarında yazan Got tarihçisidir. Eserinin Macarcası 1904’te basılmıştır. Türkçesi maalesef yoktur.

1.1. Var nehir adı hangi tarihe aittir?

   Attilanın ölüm tarihinin doğrusu 453’tür. Nedao savaşı 454’te olmuş ve Attilanın oğlu Ellak bu savaşta ölmüştür. Diğer oğulları Dengizik ve İrnekin beraber geri çekilmeleri 456-57’de vuku bulmuştur. Dolayısıyla kayıttaki Var nehir adı 456-57 yıllarına aittir. Dengizik 469’da ölmüş ve kesik başı İstanbulda teşhir edilmiştir.

1.2. Hunca Var nedir?

   Golden, Var nehir adının geriye gidildikçe “bölgedeki bir çok nehir adı gibi eninde sonunda İrani kökene, *Waru-stana’ya vardığını”, Var sözünün yine İran menşeli Val olabileceğini söyler.
Lakin Golden yanılmaktadır.
   Etimoloji ile uğraşanların Var kelimesinin ne manaya geldiğini hemen anlamaları zor değildir. Var, şaz Türkçesindeki öz sözünün lir Türkçesindeki karşılığıdır. Biz Var >> öz meselesini 2002 senesinde çözmüştük ama Türkoloji bunu daha bizim doğduğumuz yılda, 1954’te çözmüştü. Ukrayna asıllı Amerikalı Türkolog Omeljan Pritsak (7 Nisan 1919 - 29 Mayıs 2006), Hunca Var nehir adının Genel Türkçe öze tekabül ettiğini, Var sözünün V. asırda başına v takısı aldığını yazmıştı. Var = öz eşitliği Türk kaynaklarında 1987 yılında akis bulmuş, Jordaneste geçen Var nehir adı eski Türkçe öz, Çuvaşça var sözüne bağlanmıştı. Gerçekten bugünkü Çuvaşçada or sözü var şeklinde ve “çukur, dere, uçurum” anlamındadır.
   Lir Türkçesindeki or >> varın şaz Türkçesindeki karşılığı olan öz, Eski Uygur Türkçesinde “1. dere 2. kendi, öz, vücut” manasındadır. Ancak bu hususta Divan daha vazıh bilgi verir. Divanda öδ “dağ arasındaki geçit”, öz “iki dağ arasında bulunan dere”, özi “iki dağ arasındaki yol, geçit”, teriñ urı “derin boğaz, dağ geçidi”dir. Teriñ urı ifadesi Oğuzlara ait, izahlı bir isimlendirmedir. Böylece Divanda birbirine yakın anlam taşıyan dört varyant görülür.

1.3. Öδ, öz, özi, teriñ urı

   Kaşgarideki bu terimleri biraz açalım:
   Görüldüğü üzere Türkler dağ aralarındaki geçitlere, boğazlara ister ırmak geçsin, ister geçmesin öδ, öz, özi, teriñ urı adını vermişlerdir. Gerçekte cins isim olan kelime yeri gelince özel isim olmuştur. Tıpkı Amuderya nehrine Ögüz “yavaş akan su” veya şimdilerde İstanbul boğazına sadece Boğaz denmesi gibi. Ancak açıklamak ihtiyacını hissettiğimiz zaman İstanbul boğazı tabirini kullanırız.
   Divandaki izahtan öz sözünün dağlar, taşlar, kayalar arasından akan ve bunları dar bir şekilde yarıp geçen akarsu olduğunu istidlal ediyoruz. Malumdur ki su ile kayanın mücadelesini daima su kazanmıştır. Yani dağlar, taşlar, kayalar ne kadar sert olursa olsun, bir akarsu binlerce hatta milyonlarca yıl aynı çığırdan akarak Türkçede öδ, öz, özi, teriñ urı adı verilen yatağını oluşturmuştur. Başka deyişle bu ismi taşıyan akarsular dağları, taşları, kayaları yarıp geçen akarsulardır.
   Aslında öδ, öz, özi, teriñ urı sözleri başlangıçta ırmakların geçtiği dar boğazlara verilmiş isimler olmalıdır. Fakat benzetme, geçici veya zamanla kuruyan ırmaklar dola-yısıyla ırmak geçmeyen dar kısımlar da bu isimlerle anılmıştır. Yine benzetmeyle bu sözlerin yerine bazen boğaz sözü kullanılmıştır. Boğaz adı genelde dar su yollarına veya kayalar arasındaki dar geçitlere verilir. Mesela köyümüzde ve Kastamonunun Araç ilçesinde birer mevkinin adı Kaya boğazıdır. Her iki yerde iki kaya birbirine bir  kaç metreye kadar yaklaşır ve insanların geçmesi için dar bir yol bırakır.
   Coğrafya terimleriyle ifade edersek öz “kanyon denilen dar ve derin akarsu yatağı”dır. Benzeri olan vadiyle karıştırılmamalıdır. Vadi derin olmadığı gibi dar da değildir, hatta bazen ova denilecek kadar düz ve geniştir. Akarsu coşkun ve taşkın anında vadinin tümüne yayılabilir. Öz yahut kanyonda etrafa taşma, yayılma olmaz, olamaz.
   Ankaranın Beypazarı kazasındaki İnözü deresi böyledir. İnözü deresi, her iki tarafı yaklaşık 50 metre yükseklikteki kayalardan oluşan ve kayalarında inler bulunan dar bir yataktan akmaktadır. Adını kayalardaki inlerden ve öz kelimesinden almıştır. Biz 2004’te V. Uluslararası Türk Dil Kurultayında gezi amacıyla götürüldüğümüz Beypaza-rında İnözü akarsuyunu görünce, “dar ve derin boğazlardan akan akarsu”lara verilen öz kelimesinin manasını tam olarak o zaman idrak ettik.
   Bahaeddin Ögel, Anadoluda sulu veya susuz derelere öz denildiğini (Divandaki öδ, öz, özi, teriñ urı sözlerini hatırlayalım), Çankırıdaki Şabanözünde bunun görüldüğünü kaydeder.
   Yine Çankırıdaki Hamamözü, Tuz gölüne dökülen Peçeneközü akarsuları da böyle olmalıdır.

1.4. Diğer türevler, genişlemiş ve yan anlamlar

   XI. yüzyıl Türkistan Türkleri hususi olarak oyulup havuz yapılan yere özük, büyük akarsulardan ayrılan kollar için özük suv, derin vadiler için de tağ üzügi derlerdi.
   Yeni Tarama Sözlüğünde (YTS) öz “vadi”dir. Derleme Sözlüğünde (DS) öz I “1. su arkı 2. dere, çay, ırmak 3. küçük göl 4. pınar, derelerin çıktığı yer”dir.
   YTS ve DS’deki öz sözleri mana yakınlığı dolayısıyla meydana gelen anlam kaymalarıdır. Özün gerçek anlamı yukarıda anlattığımız gibidir.
   DS’de özden “1. su arkı 2. suların geçtiği yer, su geçidi”, özek V “1. tepeler arasındaki çukur, düzlük yer, koyak 2. susuz dere 3. sel sularının aktığı yerde yaptığı yarıklar 4. sulak, verimli yer, otlak”, özen II “1. birbirine yakın iki dağın arasındaki uzaklık, ara 2. tepeler arasındaki çukur, düzlük yer, koyak 3. sulak, verimli yer, otlak”, özen III “dere, çay, ırmak”tır.
   Öz kelimesinden türeyen özen sözü Kazakçada üzen “alçak yer, vadi”, Barabacada üzön “dere, çay”, Kırım Türklerinde özen “dere”, Kırgızlarda özön suretinde olup “nehir” anlamındadır.
   İran Azerbaycanında Kızıl Özen adında Hazar denizine dökülen büyük bir ırmak vardır. Aşağı kesiminde Farsça Sefidrud “beyaz ırmak” adıyla anılır. Doğu Türkistanda Manasın batısında da bir Kızıl Özen ırmağı vardır. Kazakistanın en kuzeybatı köşesinde Büyük Üzen ve Küçük Üzen adında Hazar denizine ulaşamadan aynı göle dökülen iki ırmak mevcuttur.
   Verdiğimiz sözleri ve izahları yeterli kabul ettiğimiz için başka sözlüklere baş vurmaya lüzum görmüyoruz.

1.5. Dinyeper nehrinin adı *Or >> Öz

   Bunca izahtan sonra şimdi Hunların Dinyeper nehrine verdiği Var adına gelebiliriz.
   Kaşgaride geçen ve şaz Türkçesine ait olan öδ, öz, özi ve teriñ urı tamlamasındaki urı sözlerinin Hunca, yahut lir Türkçesindeki karşılığı ördür ve Hunlar Dinyeper nehrine Ör adını vermişlerdir. Yabancı dillerde genellikle ö sesi olmadığı için ö > o’ya çevrilmiş, başta v takısıyla Var şekline dönüşmüştür.
   Biz Hunca şekli *Ör kabul ediyoruz. Normalde böyle olmalıdır. Tabii ki Or da olabilir. Zira her dilde, her çağda ağız ve lehçelerin olması doğaldır. Fakat Or olması söylediklerimize halel getirmez.
   İzah ettiğimiz gibi ör, şaz Türkçesindeki öδ, öz, özi, (teriñ) urı sözlerinin lir Türkçesindeki şeklidir. Çağdaş Çuvaşçada var şeklinde ve “çukur, dere, uçurum” anlamındadır. Çağdaş Çuvaşçada da başta v takısı vardır.
   Oğuzların kullandığı teriñ urıdaki urı unsuru *öd sözünün r’li bir değişkenidir. Lir Türkçesine ait bazı sözlerin şaz Türkçesinde olduğunu biliyoruz. Belek, delik gibi.
   V takısının Hunlarca mı yoksa yabancılarca mı eklendiği hakkında bir şey diyemeyeceğiz. Eğer Huncada böyleyse bu, günümüz Çuvaşçasında od “ateş”, orman ve sair sözlerdeki v takısının çok önceleri mevcut olduğunu söylemeye imkân verir. Fakat kanaatimiz bunun yabancıların ağzında böyle olduğudur. Yabancılar ö sesini söyleyemedikleri için Ör veya Or adını Var biçimine çevirmişlerdir.
   Ör >> Var nehir ismi Avrupa Hunlarının Türk olduklarının ve Türkçe konuştuklarının delillerinden biridir.

1.6. Ör sözünün etimolojisi

   Kelimenin aslı *döddür. Divandaki öδ şekli ilk biçimin *död olduğunu açıkça göstermektedir. *död, başta d > y > ø değişimine uğramış, sonda d > r evrimiyle Avrupa Hunlarında ör, sonda d > z veya d > δ > z evrimiyle şaz Türkçesinde öδ, öz olmuştur. Genel Türkçede aynı çekirdekten gelen özig > özüg ~ özük şekilleri vardır; lir Türkçesinde *örig >> *örüg ~ *oruk şekilleri olmalıdır.
   *Ör >> or kelimesi Kafkas dillerinden Avarcaya da geçmiştir. Avarcada or “reka, reçka, ruçey (nehir, çay, dere)”dir. Or şekli kelimenin Bulgar yahut Hazar Türklerinden kaldığını gösteriyor. Kumuk Türkçesinde de orum “nehir”dir ( << *dödeng).
   Ör, öz, özig sözleriyle yukarıda açıkladığımız, aşağıda yine söz konusu edeceğimiz ögüz “yavaş akan ırmak” sözü köken ve mana bakımından birbirleriyle bağlantılıdır. Fakat çekirdekteş değil, ocaktaştırlar. Ögüz sözünün ilk şekli *dögdür. Başta d > y > ø değişimi vardır.
   Eski Uygurcadaki ögen ~  öken “çay, nehir” de, ögüz ile çekirdekteştir.

1.7. Dinyeper nehrine niçin *Ör >> Var veya Özi dendi?

   Dinyeper nehrine *Ör adının verilmesi muhakkak ki onun kayalık yerlerden, dar boğazlardan, yataklardan akması dolayısıyladır. Yani bu ismi verenler ilkin nehrin kayalık, dar bir noktasına raslamış ve onu böyle isimlendirmişlerdir.
   Dinyeper nehrinin kayalık kısımları olduğunu ve buraların savunmaya elverişli bulunduğunu tarihî kayıtlardan tesbit ediyoruz. Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisinde Dinyeperin Kiyev ile Zaporoje arasındaki sağ sahilinin yüksek ve uçurumlu olduğu belirtilir.
   Dinyeper nehri Çerkastan güneydoğuya 150 mil kadar aktıktan sonra ani bir dirsekle güneye yönelir. Güneye yöneldiği Kudaktan Vilni şelalesine kadar uzanan 50 millik bölge (yani nehrin güneybatıya doğru akmaya başladığı yere kadar olan kısım) Şelaleler bölgesi, Rusça Porogs adını taşır. (Başka deyişle Dnyepropetrovsk’tan Zaporo-ye’ye kadar olan kısım).
   Bu şelaleler veya kayalıklar yedi adet olup tarih boyunca sıtratejik önem taşımışlardır. Mesela 969-70’de Bulgaristanı geçerek Tırakyayı istila eden Rus kınezi Sıv-yatoslav, Doğu Roma imparatoru tarafından mağlup edilmiş, 972’de geri dönerken Dinyeper kayalıklarında Peçenek başbuğu Küre tarafından öldürülmüş ve kafa tasından kadeh yapılmıştır. Bu kınez 965’te Hazar Türk devletini ortadan kaldıran şahıstı.
   Batı Sibiryada Ural nehrine karışan Or ırmağı da benzer özellikler taşır:  Biz “Or ırmağı herhalde dağlar, yarlar, kayalıklar arasından aktığı için bu ismi almıştır” diye yazdıktan sonra Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisinde Ural maddesini okuduk ve Or ırmağı hakkında şöyle dendiğini gördük:  
   “Uzunluğu 2.428 kilometredir. (...) Orsk şehrinden Cenubi Ural dağlarının şark yamacı boyu esasen dar dere (yatak) ile akar. Verhneuralsk şehrinden aşağıda düzenlik (ova) çayıdır. Mansabında (ağzında) 2 kola (Yayık ve Kızıl) ayrılır.”
   Orsk şehri adını Or nehrinden almıştır. Lir Türkçesine ait r’li ve l’li şekillerin şaz Türkçesinde bulunabileceğini yukarıda belirtmiştik.
   Radloff, Teleütlerde bir Ur nehrinden bahseder. Bu nehir de adını dar ve kayalık boğazlardan aktığı için almış olmalıdır. Dağlık Altay coğrafyasının “birbirinden dar ve derin dereler ve enli çukurlarla ayrıldığı” malumdur.
   Amuderyanın Karakumdaki eski yatağı Özboy adını taşır. Bu yatağın da kanyon özelliği taşıyan kısımları olmalıdır. Olmasa dahi kelime ve kavramların zaman zaman, yer yer yekdiğerine karışması doğaldır.
   Dinyeper nehri 2.200 kilometre uzunluğunda olup Avrupanın İdil ve Tunadan sonra üçüncü uzun nehridir.
   Dinyeper ( < Dniepr) nehri Herodotta Borysthenes olarak geçer. Bunun Yunanca anlamı “kuzey nehri, kuzey suyu” olabilir.

1.8. Hunlar lir Türkçesi mi konuşuyorlardı yoksa Türkçenin daha evvelki bir aşamasında mı idiler?

   Balamir kelimesini izah ederken 350 yıllarında Huncada d > r tebadülünün başladığını söylemiştik. Yaklaşık bir asır sonra yani 456-57’lerde yine r’li bir kelimeye Ör ~ Or >> Var nehir adına raslıyoruz.
   Bu iki durumdan Hunların bugünkü anlamda lir Türkçesi konuştukları kararına varabilir miyiz? Bu çetrefil bir meseledir. Fakat kanaatimiz odur ki *ör safhası şaz Türkçesindeki öz safhasının bir önceki halidir. Yani öd > *ör > öz evriminin ör evresidir. Çünkü Hunlar güney Türklerinden, yani Büyük Hunlardan kopan bir kitleydi. Başka deyişle Hunlar lir Türkçesi değil, şaz Türkçesi konuşuyorlardı. Bunu isbatlayacak malzeme elimizde mevcuttur. Lakin bunu başka bir yazımıza bırakıyoruz.

1.9. Dinyeper nehrine Türklerin verdiği diğer adlar

   Dinyeper nehrine *Ör >> Var adını veren ilk Türk kavmi Hun Türkleridir. Çünkü o bölge 375’ten Dengi-ziğin 469’daki ölümüne kadar yaklaşık bir asır Hun Türklerinin hakimiyetinde kalmıştır. Dolayısıyla kelime Hunlara aittir. Zaten kaynağımız da böyle söylemektedir.
   Hunların halefi olan Bulgar Türkleri Doğu Avrupaya 463 yılında gelmişlerdir. Tabii ki hemen Dinyepere uzanıp ona yabancılarca bilinecek, tanınacak bir ad vermeleri kabil olamazdı. Buna lüzum da yoktu. Çünkü nehrin 463’ten önce bir adı vardı. Gerçi nehri Bulgar Türkleri isimlendirseydi, muhtemelen aynı adı yahut benzerini vereceklerdi. Şöyle ki:
   Doğu Roma imparatoru Konstantin Porfirogennetos, 948-52 tarihleri arasında kaleme aldığı De Administrando İmperio (devlet idaresi) isimli eserinde, Dinyeper nehrinin adını Βαρούχ (Varukh) olarak kaydetmiştir. Bu kelime Bulgar Türkçesindeki yahut lir Türkçesindeki *örig >> *örüg >> *oruk şeklinden başka bir şey değildir. Nasıl ki şaz Türkçesinde hem öz, hem özig, özük varsa; lir Türkçesinde de hem *ör, hem *örig, örük vardır. Anlaşılan Hunların halefi olan  Bulgar Türkleri *Ör > Or ismini kısa bulmuş olacaklar ki, *Ör > Or isminin de etkisiyle yine aynı anlama gelen, fakat iki heceli olmakla söylenişi daha rahat gelen *Örig, *Örük şeklini kullanmışlardır.
   Varukh *Örig >> *Örüg >> *Orug, Hunların verdiği *Ör >> *Or >> Var şeklinin aynısı değil, fakat benzeridir. Daha doğrusu ikisi de aynı kökenden gelen, aynı anlamda iki ayrı sözdür. Huncadan farkı tek heceli değil, iki heceli olmasıdır. Krş. Öz, özig ile.
   Varukh ismini Bulgarların vermesi çok büyük ihtimaldir. Çünkü 463’ten 689 yılına kadar Bulgarların bu havalide yaşadığını, 4 ayrı yöne giden Bulgar guruplarının yanı sıra bir Bulgar gurubunun bu coğrafyada ve yakınlarında kaldığını biliyoruz. Varukh ismi Hunların Var kelimesinin de tesiriyle Bulgarlarca verilmiş, sonra Avar, Peçenek Türklerine intikal etmiştir.
   Varukh isminin Avarlarca verilmiş olabileceği ihtimali yok denecek kadar zayıftır.
   Porfirogennetosun kitabını yazdığı 948-52 yılları arasında bu havalide Peçenek Türkleri oturuyordu. Peçenekler 889 senesinde Azak boyuna varmış, Macarları batıya sürmüşlerdi. İmparatorun kitabını yazdığı zaman yaklaşık 60 seneden beri Dinyeperin her iki tarafında yaşıyorlardı. Fakat nehrin adını Peçeneklerin verdiğini düşünmüyoruz. Peçenekler gördüğümüz gibi Bulgar Türklerinin verdiği mevcut Varukh ismini kullanmaya devam etmişlerdir. Peçenekler 1036’da Ruslara yenilerek buraları terk etmiş, 1091’de Enezde Kuman ve Doğu Roma ordusunca kılıçtan geçirilince maalesef sahneden çekilmişlerdir.
   Hazar meliki Yosif, Porfirogennetosun kitabını yazdığı 948-52’den sadece bir  kaç yıl sonra, 960’da Endülüs Emevi devletinin vezirine yazdığı mektupta Yüz.g veya Wāg.z adlı bir nehirden bahsetmiştir. İsmin z’li oluşuna dikkat edelim (Aşağıyı okuyunuz).
   Peçeneklerden sonra bu havaliye Uz Türkleri gelmiştir. Uz adı Rus kayıtlarında ilkin 1054’te geçer. Uzlar burada isim verecek kadar uzun kalmamış, 1064’te Tunayı geçip Balkanlarda yerleşmişlerdir.
   Uzlardan sonra sahneye Kuman Türkleri dahil olmuştur. Kuman adı Rus kaynaklarında ilk defa 1054’te geçer. Peçeneklerin 1091’de Enezde Kuman ve Doğu Roma ordusunca kılıçtan geçirilmeleri üzerine Kuman-lar buraların tartışmasız hakimi olmuş ve tüm Kuzey Karadeniz bozkırları Deşt-i Kıpçak olarak anılmış ve tanınmıştır.
   Nehrin r’li olan Varukh isminin z’li Özi şekline çevrilmesi muhtemelen Kuman Türkleri zamanında vuku bulmuştur. Çünkü 11. asır başlarından itibaren Mo-ğulların geldiği 1236’ya kadar, bu havalinin en kalabalık ve en uzun süreli sakinleri Kumanlar olmuştur. Moğullarla da bir çok Türk gurubu Deşt-i Kıpçağa akın etmiştir.
   Kaşgarinin verdiği bilgiler nehrin r’li ismini z’li şekle Kumanların çevirdiği yönündeki fikrimizi doğrulamaktadır:
   “Benzer bir şekilde Çigillerin ve diğer Türklerin dillerinde bulunan bütün zel’ler Qıfçākların bir kısmı ve Yemēk, Suvār, Bulgār kavimleri ve Rus ve Rûm ülkelerine uzanan bölgelerde yaşayanlar tarafından ze’ye çevrilir. Nitekim Türkler ‘ayak’a ‘aδaq’ derken, bunlar ‘azaq’ der. Çigil Türkleri ‘karın doydu’ anlamına gelecek biçimde ‘qarın toδtı’ derken, bunlar ‘tozdı’ der. Bu örneklerle karşılaştırarak diğer adları ve eylemleri (fiilleri) oluşturabilirsiniz.”
   Kumanlar mevcut Varukh, yani *Örig >> *Orug ismini kendi dillerinde mevcut aynı veya yakın anlamlı öδ, öz, özi, özük, özük su kelimelerinin tesiriyle *Özige çevirmiş, *Özig şekli sonda g kaybıyla Özi olmuştur. Hulasa Özi şekli *özig şeklinden kısalmıştır ve dediğimiz gibi yüksek olasılıkla Kumanlardan kalmadır. Türkçede sonda g düşmesi vakayi adiyedendir.
   Özi isminin Osmanlılardan önce mevcut olduğunu Temürün, 1396’da 2. Beyazıda yazdığı mektupta Dinyeper nehrinden Özü ~ Ozu şeklinde bahsetmesiyle belgelendiriyoruz. Yine Altınordu hanı (sonra Kazan hanlığını kurdu) Uluğ Muhammed Han, 14 Mart 1428’de Osmanlı sultanı 2. Murad’a  yazdığı mektupta Özü nehir adını iki kez kullanmıştır.
   Demek ki Kumanların ve onların ardıcılları olan Altınordu Türklerinin kullandığı Özi ismi Osmanlılara aynen intikal etmiştir. Osmanlıların Özi suyuna eriş-meleri ve bölgenin Osmanlı topraklarına katılışı, 2. Beyazıt zamanında 1483’te gerçekleşmiştir. Doğal olarak Osmanlılar egemenliklerinde bulunmayan bir yeri isimlendiremezlerdi.
   Özetle Osmanlılar ta Hun devrinde verilen Bulgar, Avar, Peçenek, Uz, Kuman, Altınordu Türklerince de benimsenen, tabii fonetik değişikliklerle Özi şekline giren nehir ismini benimseyip aynen kullanmaya devam etmişlerdir.
   Osmanlıların 1792’de Yaş antlaşmasıyla bölgeden çekilmesiyle, nehrin 375 ile 1792 arasındaki 1417 yıllık Türk adlandırması maalesef sona ermiş, nehrin adı Dinyepere çevrilmiştir.

1.10. Avupada Or adlı nehirler

   Rıza Nur, Avarların Fransanın cenubuna vardıklarını, Nis (Nice) yakınlarında Akdenize dökülen Var nehrinin Avarlarla ilgili olduğunu yazar. İsviçrede Bern ile Thun gölü arasındaki Aare nehrinin de Türkçe or kelimesinden geldiğine inanıyoruz. Bu da Hun veya Avar Türklerinden kalmış olmalıdır. Herhalde her iki nehir dağlar, kayalar arasından aktığı için böyle adlandırılmıştır. Şayet her iki nehir gerçekten böyle yerlerden akıyorsa, inancımız kuvvetlenecektir.
   İsviçrenin Wallis kantonunda, Anniviers ve Autremont vadilerinde Hunların oturduğu Macar ve başka tarihçilerce pek çok kez dile getirilmiştir. (1973-74’lerde Milliyet gazetesinin Aktüalite ilavesinde İsviçrede Hunlardan kalan bazı Türkçe yer adlarının olduğunu okumuştuk. Aramalarımıza rağmen kütüphanelerde ilaveyi bulamadığımız için tam tarih veremiyoruz).
   Hunların, Avarların, Bulgar Türklerinin Avrupalıların etnojenezinde rol oynadıkları kesindir.  Fransız yazarı Marie-Henri Beyle Stendhal (1783-1842)’e “çekik gözlü” olduğu için Çinli denmesi, sebepsiz değildir. Çinliler hiç  bir zaman Avrupayı istila etmediklerine göre bu çekik gözlülüğün Avrupadaki Türk unsurunun geri tepici geninden husule geldiği meydandadır. Türkler beyaz ırktandır ama içlerinde her zaman Mongoloid bir unsur bulunmuştur. Aynı şekilde Moğulların içerisinde de her zaman bir Türk unsuru bulunmuştur.